Akıl Nedir ?

Bir Bilgi



Akıl Nedir ?

Bir bütünlük birimi içinde düşünme ve yargılamanın gerçekleşmesini , her türlü cisim ve oluşumun belli ilişkiler sistemi içinde algılanarak kavranmasını sağlayan insan yeteneği akıl adını alır. Kısa bir tanımlamayla , insanın düşünüp taşınma , anlayıp tanıma özelliğine Akıl denir.

İnsan aklı konusunda ilk düşünceler eski Yunan’da belirmeye başlamıştır. O günden bu yana birçok düşünür ve bilim adamı akıl konusunda çeşitli görüşler öne sürmüşlerdir . Kimi bilginler, aklı özellikle deneme yoluyla öğrenme yetisiyle özdeşleştirir . Diğer bir deyişe aklı, deneme ve yanlışlar yoluyla bir sorunun doğru çözümüne varma olayı ile aynı düzleme koyarlar. Buna karşı bir görüş ise hayvanların da aynı biçimde davrandıklarını vurgular. Labirente bırakılmış bir fare bu görüşü destekleyen bir örnektir.

Fare labirentten çıkıncaya değin çıkış yolunu aramayı sürdürür. Ancak bu akıl değil , öğrenme ve alışkanlıktır henüz. Akıl, yanlışları önceden usa vurarak görme ve harekete geçmeden önce doğru çözümün hangisi olduğunu hemen anlama yetişidir. Kimi bilginler de doğruyu bulmanın yeterli olmadığını savunurlar. Onlara göre akıl, deneylerinin sonuçlarını kafada düzenleme, birbirleri arasında bağlantı kurma ve özellikle de yeni bağlantılar yaratma ,değişik sorunlara yeni çözüm bulma yetişidir.

Biyolojik açıdan aklın bulunduğu yer beyindir. Bütün canlılar arasında, vücudun boyutlarına ve ağırlığına oranla en büyük beynin insanda bulunması da rastlantı değildir. Ama insanlar arasında beynin daha büyük ya da daha küçük olması akıllılık belirtisi değildir, önemli olan beynin boyutları değil yapısının kusursuzluğu ve çalışma biçimidir.

Yapılan araştırmalar sonunda, beyinde akılda tutma, duyumsal bilgilerin toplanması, düşüncenin eyleme dönüşmesi sevgi gibi olayların yer aldığı değişik merkezlerin belirlenmiş olması önemli bir gelişmedir.

Ancak sayılan tüm bu etkinliklerin hiçbiri aklın “anahtar” olarak kabul edilemez. Beyinde,bağlantıları yaratma, seçme,karar verme yetkilerinin yer aldığı kesin bir nokta yoktur. Kendisi bir işlev olduğu ve ancak meydana getirdiği etkinliklerle tanınabildiği için aklın incelemesi ve ölçülmesi, etkileri yoluyla gerçekleştirilir.

Akıl hangi nedenle ve nasıl ölçülür?

Akıllılık derecesine , yani zekânın ölçülmesi gereğini ilk olarak yirminci yüzyıl başlarında Amerikalılar duymuşlardır. Kura sonucu askere alınacak gençlerin askerlik yapma düzeyine ulaşıp ulaşmadıklarını saptamak istemişlerdir. Zekâyı sorunlara değişik koşullarda en uygun yanıtı bulma yetisi olarak tanımlayan Amerikalı psikologlar çeşitli testler hazırlamışlardır.

Testler, sorulara problemlere ve yorumlanması istenen resimlere dayanan bir sınama yöntemiydi. Sorulara en uygun yanıtı verenler akıllı kabul ediliyor ve görev üstlenmeye hak kazanmış oluyorlardı. Bundan başka, başarıları sınavların sayısına göre derecelendirme yapılıyordu. Bu da bir üst sınıfa, geçme ve subay okuluna girme hakkı kazandırıyordu. Daha sonra, Fransa’da gerizekâlı çocukların ve akıl hastalarının zeka düzeyini ölçmek için testler düzenlenmiştir.

Bu testler daha sonraları Stanford tarafından gözden geçirilerek geliştirilmiştir. Bu testler çocuklar için hazırlanmış olup yaşa göre ayarlanmıştır. Testler hazırlandıkları yaş grubunun ve daha büyük çocukların başarabileceği, fakat daha küçüklerin beceremeyeceği biçimde hazırlanmıştır.

Test uygulayan gözlemci , testin uygulandığı çocuğa güçlük derecesi gittikçe artan testler verir. Bunlara ,çocuk test sorularından hiçbirini yanıtlayamayacak duruma gelinceye dek devam edilir. bu sonuncu teste çocuğun “tavan yaşı” denir. Uygulanan bütün testlerin sonuçları çocuğun akıl yaşını verir. Örneğin, bir çocuk dört yaş için hazırlanmış bütün testleri geçip, beş yaşın testinin yarısını yapmış, altı yaş testinden hiç yapamamışsa çocuğun akıl yaşı dört buçuktur. Zekâ, akıl yaşının takvim yaşına oranı olarak da tanımlanabilir.

Bu orana zekâ bölümü(ZB) denir. Zekâ bölümü bir çocuğun gelişmesinin yaşıyla olan ilişkisini gösterir ve değişik yaşlardaki çocukların zekâlarının karşılaştırılmasını sağlar, örneğin beş yaşındaki bir çocukla dört yaşındaki bir çocuk bir testi aynı başarıyla yaparsa küçük çocuğun daha zeki olduğu anlaşılır. Zekâ ölçme işlemi yirmi beş yaşına dek uygulanabilir. Bu yaştan sonra zekânın gelişmesinin durduğu kabul edilir.

Zekâ doğum anında gelişmeye başlar. ilk dokuz on yılda büyük bir hızla gelişir. Ergenlik döneminin bitimine adar hızını sürdürür. Daha ileri yaşlardaysa alıştırma ve deneyimle zenginleştirilebilir ama geliştirilemez. Yetişkinler için, takvim yaşı olarak normal yetişkin modelinin temel alındığı testler uygulanır. Testlerin sonuçları kesin değildir. test, çocuğun o andaki ruhsal durumunu göz önüne almaz. Çocuğun yorgun ya da heyecanlı olması, psikologla iletişim kuramaması, öğretmeninin sayıları iyi öğretmemiş olması,  teste alınış olmanın çocuğun üzerindeki olumsuz etkisi gibi, en uygun yanıtın verilmesinde etkili olabilecek birçok etken test sırasında göz ardı edilir, öte yandan, en uygun yanıt çok göreceli bir kavramdır. Kişiye göre değişir. Kime ya da neye göre en uygun yanıt belirlenecektir? Testleri hazırlayan kişi ya da kişiler, kendi görüş ve düşüncelerini temel alarak en uygun yanıtın olduğunu daha önceden saptarlar. Oysa onların kişisel düşüncelerinin herkes için geçerli olmayacağı açıktır. Bu nedenler, günümüzde, önemli zekâ gerilikleri ya da akıl hastalıkları olanların dışında çoğu kimse bu tür zekâ testlerini önemsememektedir. Akıl yürütme, insanın bir sitem içinde düşünerek karar verme sürecinde akıl yürütme denir.

 

Akıl yürütme , iki yargıdan yeni yargılar çıkartma işlemidir.

Üç türlü akıl yürütme yöntemi vardır .

Tümdengelim , tümevarım ve örnekseme , Tümdengelim, yargılardan özel yargı çıkarmaktır. Örneğin, madenler ergir; demir madendir, öyleyse demir de ergir. Tümevarım, özel yargılardan, genel yargılar çıkarmaktır, örneğin ateşin yakıcı olduğunu çeşitli deneylerle öğrenmişizdir. İşte bu deneylerin sonucu olarak ateş yakıcıdır yargısına varmamız tümevarım yöntemiyle akıl yürütmedir. Örnekseme, bilinen benzerlerden, bilinmeyenlerin çıkarılması yöntemidir. Bilimsel kuramlar örnekseme yoluyla meydana gelir, örneğin “dünyada yaşam hidrojen, oksijen ve karbonla var olur. Merih’te bu öğeler varsa, demek ki orada da yaşam olabilir.” gibi.

İyi düşünülmeden yapılan akıl yürütmeler, insanı yanlış yola da sürükleyebilir, örneğin sabah kalkıp sokağı ıslak gören biri geceleyin yağmur yağdığı kanısına varılabilinir. Ama hemen vermek hatalıdır, çünkü sokağın arazözle sulanmış olma olasılığı da vardır. Bu nedenle belli yargılara varmadan önce etraflı ve daha önceki deneyleri dikkate alarak akıl yürütmek yararlı sonuçlar verir.

Akıl Hastalığı

Akıl hastalığı, delilik adı verilen ruhsal konum çok eski dönemlerden beri bilinir. Delilik bir tıp deyimi değildir yalnızca, bir kimsenin davranış ve düşünme biçiminin sürekli olarak anormal olduğunu belirtmek için kullanılan bir halk sözüdür. Akıl hastalıklarının bir sitem içinde ele alınıp incelenmesi oldukça yenidir. Bu konudaki bilimsel çalışmaların geçmişi 200 yıl öncesine dayanır. Akıl hastalığı deyiminin özellikle çağdaş dünyada, geniş bir tanımlama alanı vardır, insanların sekizde birinin, yaşamları boyunca hiç değilse bir kez hastanede tedaviyi gerektirecek derecede önemli bir Akıl hastalığı geçirebileceği saptanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir